Kuiper Kuşağı ve Güneş Sisteminin Cüce Gezegenleri






HİLMİ IŞIK

Giriş:

20. yüzyılın sonuna dek güneş sisteminin son sınırı Plüton ve milyonlarca kuyruklu yıldızın bulunduğu bölge olan oort bulutu olarak biliniyordu, Gerard Kuiper 1950 yılında yayımladığı makaleye göre güneş sisteminin ilk oluşum dönemlerinde Kuiper kuşağı adında bir yapı zamanla yok olmuş ve günümüze kadar tamamen temizlenmişti. Ancak 10. Gezegen arayışı ve güneş sisteminin nerede başlayıp nerede bittiği tartışması 1990’lı yıllarda Plüton ve ötesinin tekrar araştırılması ile oort bulutundan daha yakın bir bölgede Plüton benzeri onlarca gökcisminin keşfedilmesi, Kuiper kuşağı denen bölgenin halen var olduğunu kanıtladı.
Bu bölge Adını Gerard Kuiper adlı bilim adamından aldı. 2000li yıllara geldiğimizde 40’dan fazla irili ufaklı minik gezegenler keşfedildi. Yeni keşfedilen bu gezegenlerin bir kısmı hemen hemen Plüton ile aynı boyutta ve özellikle Eris’in kütle olarak ondan daha büyük olduğu anlaşılınca Plüton ana gezegen olma vasfını kaybetti. Eğer Plüton halen 9. Gezegen olarak kabul ediliyor olsaydı şimdi güneş sisteminde 50’den fazla gezegen ismi  sayıyor olurduk. Cüce gezegen olarak vasıflandırılan bu gök cisimlerinin oluşumları döneminde çeşitli etkenlerle kimi iç güneş sistemindeki yörüngelerinden dış güneş sistemi yörüngelerine taşınmış, kimi ise dış güneş sisteminden iç güneş sistemine göç etmiştir. Gezegen bilimi ile ilgili çalışmalar son zamanlarda sürekli gelişim halinde olduğundan dolayı elde ettiğimiz tecrübeler ve bilgiler de sürekli değişmektedir. Dolayısıyla gezegen sınıflandırması ile ilgili bilgiler de bu doğrultuda tazelenmektedir. Şimdiye dek kabul ettiğimiz bir gök cisminin ana gezegen olarak kabul edilmesi için üç temel özelliği kendisinde barındırması gerekmektedir.
·        Başka bir gezegene bağlı olmamalı, sadece bulunduğu yıldız etrafında dönmeli.
·        Yeterli Kütlesi sayesinde Küresel bir biçime sahip olmalı
·        Bulunduğu, hareket ettiği yörünge düzlemini büyük oranda temizlemeli, kendisinden başka asteroid, gök taşı veya meteorit gibi gökcisimlerinin varlığı olmamalı. (Örneğin dünyanın bulunduğu yörünge düzleminde dünya ve aydan başka bir gezegen yokken Plüton’un bulunduğu yörüngenin çok yakın bölgelerinde Orcus gibi cüce gezegenler veya birçok asteroit cinsi büyük uzay kayaları bulunmaktadır.)

Bahsettiğimiz gibi şimdiye dek Kuiper bölgesinde 40’dan fazla Plüton benzeri cüce gezegen keşfedildi ve tahmini olarak bu bölgede Plüton’dan büyük ya da küçük 200 ila 1000 adet cüce gezegen olduğu hesaplanmaktadır. Yazmış olduğumuz bu makalede ise aşağıda belirtmiş olduğumuz Plüton ile birlikte en çok bilinen 13 cüce ve minik gezegeni ele aldık
·        Ceres
·        Varuna
·        Ixion
·        Sedna
·        Orcus
·        Haumea
·        Eris
·        Makemake
·        Plüton
·        2002 ms4
·        2007 or10
·        Salacia
·        Quaoar

Ceres


950 kilometrelik çapıyla Ceres Asteroit kuşağının hem kütle hem de hacim açısından en büyük ve güneşe en yakın cüce gezegendir. 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde İtalyan Astronom Giuseppe Piazzi Tarafından Palermo Şehrinde Keşfedilmiştir.  Piazzi karşılaştığı bu gök cismini ilk başta kuyruklu yıldız olarak algılamışsa da uzun ve ayrıntılı incelemeleri sonucu güneş etrafındaki dönüşünü 4 yılda tamamlayan bir gezegen olduğunu fark etmiştir. Adını mitolojide Sicilya’nın koruyucu kadın tanrısı Ceres olarak koymuştur. İlk keşfedilen asteroid olduğu için bir numara olarak da isimlendirilmiştir. Asteroid kuşağının toplam kütlesinin %32’sini içeren Ceres, küresel bir biçime sahip yüzeyinde su buzu, karbonat, kil gibi çeşitli hidratlı mineraller keşfedilmiştir. Taşlaşmış kaya çekirdek ve onu saran manto yüzeyi ile diğer asteroidlerden ilginç bir yapısı vardır. Yüzeyinde en az 4 milyon yıllık genç bir kriovolkanın keşfedilmesi ile çekirdeğinin tamamen soğumadığı ve halen yüzey altında sıvı sudan oluşan bir okyanus olma ihtimalini arttırmaktadır. Ancak 2015 yılında DAWN uzay aracının yüzeyi daha ayrıntılı bir şekilde araştırmasıyla yüzeyinin altında okyanus değil soğuk çamur olduğu anlaşılmıştır. Yüzeyde kaydedilen en yüksek sıcaklık -38 santigrat derecedir.
Ceres ’in kütlesinin diğer asteroidlerin kütlesinden fazla oluşu ve küresel bir biçimi ve amonyak gibi hafif ve organik elementleri barındırması karşısında astronomlar güneş sisteminin ilk oluştuğu dönemlerde Jüpiter’in zamanla güneş sisteminin dış yörüngelere geçişi sonucu Kuiper kuşağındaki gök cisimlerinin yörüngesel düzlemlerini bozarak bu kuşaktaki gök cismi olan Ceres’i zamanla buraya savurduğu teorisini ileri sürmektedirler. Aynı şekilde yüzeyinde bulunan su buzu, amonyak ve sülfat maddelerinin iç güneş sisteminde bulunmamasından dolayı bir dış güneş sistemi üyesi olduğu teorisini daha da kanıtlar niteliktedir.
Bu tarz gezegenlerin kütlesi yeteri miktarda fazla olmadığından dolayı ağır maddeler merkeze hafif maddeler yüzeye çıkamamıştır. Dolayısıyla yüzeyde bol miktarda karbon izlerine rastlamak mümkün.

Varuna


Adını Mitolojideki Gökyüzündeki kutsal Hindu tanrısından alan 2000 Varuna bir Kuiper kuşağı gök cisimlerindendir. Hızlı dönüşü nedeniyle Biçimi patatesi andırır kaydedilen en yüksek sıcaklığı -220 santigrat derece, çapı ise 1800 km’dir güneşten uzaklığı 44.02 astronomik birimdir.  Yörünge süresi 281.5 dünya yılıdır. Kendi etrafındaki Dönüş turunu 6 buçuk saatte tamamlar. Yüzeyi kırmızı renkte olmasına rağmen parlaklığı yani ışığı yansıtma oranı düşüktür. Albedosu 0.07
28 Kasım 2000 yılında keşfedilmiştir.

28978 Ixion

Adını Yunan efsanesinden alan Ixion 22 Mayıs 2001 Cerro Tololo Gözlemevinde Victor M. Blanco Teleskopu ile keşfedildi. Çapı 617 km’dir. Cüce gezegenler arasında büyüklük açısından 4. Sırada yer alır.  Ixion ‘un yüzeyinin kırmızı rengi, su ve organik bileşiklerin kloratlarının yüzeyini kaplayan tholinler adı verilen koyu kırmızımsı renk, heteropolimerlerin güneş radyasyonu ve kozmik ışınlara maruz kalmasından kaynaklanır. Güneşe en uzak mesafesi 49, en yakın mesafesi 29 astronomik birimdir. Güneş etrafındaki turunu 247 yılda tamamlar, yani burada doğmuş olsaydınız yıl başını görmeniz belki de %45’in altında olurdu.


Sedna

Karanlık bir dünya düşünün her saat her saniye her salise, günler haftalar aylar, 7/24 gece kulüplerinin, astronomların veya inziva ve ibadet edilen insanların yarasa ve baykuşların en çok sevebileceği, bir zamanlar eliptik yörüngesi nedeniyle Neptün ile dünya arasında ölçülebilecek kütleye sahip 9. Gezegenin varlığına alamet kabul edilen bir gezegen.  Veya tarihte Sümerlilerin Anunaki efsanesi. İşte bu kriterleri, kızıl Sedna karşılıyor. Daha önce ömründe bir dediğimiz yılbaşı kutlamalarını unutun, 140 milyar kilometrelik uzaklığıyla 12 bin yılda bir kez ancak onun için yılbaşı oluyor. Derin düşündüğünüzde cidden hayallerimizi zorluyor. Örnek verecek olursak; Plüton’dan bahsetmiştik güneşe 5,9 milyar km, Neptün 4,5 milyar kilometre uzaklıkta, Voager uzay sondası dahi 2018 tahminleri ile 21,5 milyar km uzaklıkta. İşte uzay böyle bir şey Akılları zorlayan ama tatlı bağımlılık yapan, sadece hafta sonları ailenden zar zor izin alıp balık tutmak gibi bir şey değil gün gün saat saat araştırılan üzerinde düşünülen bir tiryakilik.
14 Kasım 2013’de keşfedildiğinde 995 kilometrelik çapıyla 10. Gezegene aday olarak gösterilse de Plüton’dan daha küçük onun 3/2si kadar olan bu gezegen ne yazık ki 2007 yılında diğer arkadaşları ile birlikte cüce gezegen sınıfına alındı. Ancak yine de güneş sisteminde marstan sonra en kızıl ikinci gezegen ve bize Oort bulutunun kapılarını açıyor. Yörüngesi Kimi zaman binlerce kuyruklu yıldız ile dolu olan bölgeye kimi zaman Kuiper kuşağına denk geliyor. Yüzeyde tahmin edilen en yüksek sıcaklık -200 santigrat derece, bilim adamları 140 milyar km kadar uzak olmasının nedenini Neptün’ün çekim etkisi, yıldız geçişleri veya 9. Gezegen olma ihtimali ile açıklıyorlar. Ancak sonraki yıllarda yörüngesinin diğer cüce gezegenler gibi elips olmadığı en uzak 140 en yakın 12 milyar kilometre olduğu anlaşılınca 9. Gezegen fikrini bir kez daha erteliyor. İlk tezi ele aldığımızda ise Sedna Neptün’e çekim etkisinden etkilenecek miktarda yakın değil.
Oort bulutunda 2003’e dek keşfedilmiş en büyük gök cismi Adını kutuplarda yaşayan Eskimo insanlarının Mitolojisinden okyanus tanrıçasından alan Sedna’nın Diğer cüce gezegenler gibi, karbon, amonyak ve su buzları vs. çeşitli elementlerin bulamaç halinde olan yüzeyinde gündüz vakti güneş hafif tozlu parlak bir yıldız biçiminde görünmektedir.

Orcus

Plüton’un ikizi olarak kabul edilen Orcus uzaklık bakımından onunla hemen hemen aynı mesafede yer alır 900 km’lik çapıyla küresel bir görünüme sahip, kendisinin neredeyse yarısı büyüklüğünde 380 km çapında Wanth adında bir uydusu bulunmaktadır, aslında bu orantıya sahip gök cisimleri ikili sistemler olarak da sınıflandırılır, tıpkı Plüton ve Charon ikilisinde olduğu gibi. Bilimsel adıyla 90482 Orcus ismini 22 Kasım 2004 yılında roma mitolojik ölüm tanrısı Orcus’dan almıştır.  Aşağıda çekilmiş görüntüsünün dışında kendisine ait detaylı bir bilgimiz ne yazık ki yok. Buzla kaplı yüzeyinde tahmini sıcaklık -215 santigrat derece.

Haumea

Havai yerlilerinin mitolojilerinde yer alan bereket ve doğurganlık tanrıçası Haumea Hi’iaka, Namaka ve diğer çocuklarını bedeninin çeşitli yerlerinden, özellikle beyin kıvrımlarından doğurur, onları rüzgârlardan, bulutlardan, yağmurlardan, yangınlardan, dalgalardan, volkanlardan, şimşeklerden, depremlerden gibi çeşitli doğa olaylarında görevlendirir. 2004-2005 Amerikan ve İspanyol eş zamanlı gözlem ve ölçümleri neticesinde keşfedilen 2003 EL61’de adını bu mitolojiden almaktadır. Ceres ve Plüton’dan sonra güneş sistemine en yakın üçüncü cüce gezegen olsa da çok yakın sayılmaz, yaklaşık 6,3 milyar kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Bir hipoteze göre başka bir cisimle çarpışması sonrası Hi’iaka ve Namaka adlı iki uydusu oluşmuş ve dönüş hızı artmıştır. Güneş etrafındaki dönüşü 283 yıl olmasına rağmen Bir günü yaklaşık 4 saate denk gelen Haumea güneş sisteminde kendi etrafında dönen en hızlı gök cismidir. Bu dönüşü nedeniyle yassı bir şekil alarak adeta bir yumurtayı andırmakta ve kütlesine oranla büyük görünmektedir. Çapı kutuplarda 996 ekvatorda 1.518 en uç noktalardan ise 1.960 km’dir.
Haumea ve iki uydusu arasındaki kütle çekim kuvveti sonucunda, buz yüzeyinin altından bazı radyoaktif maddelerin açığa çıktığı düşünülüyor. Buzlu yüzeyin altında hapsolmuş bu maddeler, yüzeydeki gerilme kuvvetlerinin değişimiyle serbest kalıyor olabilir. Bunun dışında su buzu ile kaplı yüzeyde potasyum siyanür benzeri organik tuz bileşiklerinin olabileceğine dikkat çekiliyor. Yüzeydeki buz oranının %66 ile % 80 arasında olduğu düşünülüyor.
-240 santigrat derecedeki Yüzeyi buzla kaplı bu gezegeni büyük aynalı iyi kalitede amatör bir teleskopla görebilirsiniz. 

Eris

Cüce gezegenlerin kütlece en büyük üyesi olan Eris 2005 yılında keşfedildi, Dysonomia adlı 1 adet uydusuyla 10 milyar km uzaklıkta yer alır. 2326 km çapı ile de hacimce Plüton’dan sonra ikinci en büyük Cüce gezegendir. Güneş etrafında 590 yılda bir tam tur yapar. Bu yörünge döneminde kimi zaman Plüton’dan daha fazla yakınlaşır. Şimdiye dek en yüksek sıcaklık -231 santigrat derece olarak ölçülmüştür. Eris adını antik Yunan mitolojik karakteri, kötülük tanrıçasından almıştır. Eris bizim için çok özel bir öneme sahip, zira bu gök cisminin keşfi cüce gezegen kavramını ortaya çıkarmış ve 2007 yılında Plüton ana gezegen unvanını kaybetmiştir. Eğer bu durum olmasaydı şu an güneş sisteminde 40’ı aşkın ana gezegen sayıyor olurduk.
Yüzeyi donmuş su ve metandan oluşan Eris %45’lik eksen eğikliği sebebiyle astronomlar tarafından geç fark edilmiştir.

Makemake

Güneş sisteminin 4. Büyük gezegeni olan Makemake tahminlere göre tıpkı Neptün uydusu Triton gibi, metan ve nitrojen buzlarıyla kaplı yüzeyindeki sıcaklık -243 santigrat derecedir. 31 Mart 2005 tarihinde Michael E. Brown ve ekibi tarafından keşfedilmiştir.  1422 km çapa sahip bu gök cismi güneşten 7 milyar kilometre uzaklıkta ve bir Makemake yılı 310 Dünya yılına eşittir. Adını Polinezya Rapa Nui mitolojisinde bereket tanrısından alır. Nisan 2015 yılında Hubble uzay teleskobu yardımıyla MK2 adında bir adet uydusu keşfedilmiştir.

Plüton

1846 yılında matematiksel öngörülerle ve tahminlerle keşfedilen Neptün’ün ardından dokuzuncu gezegen arayışı başladı. 1909 yılında, Lowell ve William H. Pickering çeşitli yörünge koordinatları önerdi, 1915 yılında Plüton’un fotoğrafını çekmesine rağmen fark edilmedi ve 1916 Lowel’in ölümüne dek bir sonuç alınamadı. 1929 yılına kadar çeşitli hukuki sorunlardan dolayı dokuzuncu gezegen arayışı durdu. 1929 yılında Vesto Melvin Slipher’in de girişimleriyle tekrar başladı Clyde Tombaugh Kansas eyaletinden gelmişti ve Lowell Gözlemevi'nde Slipher'in yaptığı çizimlerden etkilenmişti.
Tombaugh iki hafta arayla çekilmiş fotoğraf çiftlerinde sistematik imajlama yoluyla, fotoğrafları karşılaştırarak, herhangi bir nesne değişikliği olup olmadığını araştırdı bu Araştırmalarında bakış karşılaştırıcı kullanıyordu. Sistem levhalarını hızla aşağı ve yukarı yönlerde değiştirerek değişiklikleri saptama metoduna göre işliyordu ve böylece fotoğraflar arasında konum ve görünüşü değişmiş olan herhangi bir nesnenin deviniminin sanal görüntüsü oluşturulabiliyordu. 18 Şubat 1930'da Tombaugh, aynı yılın Ocak 23 ve 29'unda çektiği iki imaj arasında önemli bir görüntü devinimi olduğunu fark etti. 21 Ocak'ta çekilen çözünürlüğü günümüzde iyi olmayan fakat o zamanın imkanlarıyla iyi sayılabilecek bir fotoğraf da bu yeni cismi onaylıyordu. Daha sonra yapılan dikkatli gözlemlerle de dokuzuncu gezegeni ortay çıkardı ve 13 Mart 1930'da Harvard Koleji Gözlemevi bu gezegenin keşfedildiğini dünyaya ilan etti.
1930lu yıllara gittiğimizde o dönemin en iyi fotoğraf makinesi dahi 1 mega pikselin altındaydı Günümüz fotoğraf makineleri yüksek frekansta ve çözünürlükte olmasına, amatörlerin bile daha kaliteli teleskoplar kullanmasına rağmen neden o eski heyecanı yakalayamıyoruz. Büyük bir soru?
Dokuzuncu gezegenin keşfi tüm dünyada yankı uyandırdı. Bu yeni cismi adlandırma hakkına sahip olan Lowell Gözlemevi'ne Atlas'tan Zymal'e kadar 1000'i aşkın isimlendirme önerisi iletildi. Tombaugh başka bir isim bulunup kalıplaşmadan, bu yeni cismin adlandırılması gerektiğini Slipher'e bildirdi.  Slipher başta Zeus adını teklif ettiyse de Percival ve son olarak da kendi ilk adı olan Constance'yi önerdi. Bu öneriler pek de kabul görmedi. On bir yaşında Oxford öğrencisi Venetia Burney tarafından antik Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının tanrısı olan Plüton ismini önerdi. 1 Mayıs 1930 Lowell gözlemevinde yapılan isim oylamasının ardından dokuzuncu gezegenin yeni ismi Plüton oldu.  Tabi ardından 10. Gezegen çalışmaları da başladı.
9. gezegen fikri daha önce yaşamış Türk Teolog Erzurumlu İbrahim Hakkı tarafından dönemin bilimsel imkanlarıyla marifet name adlı eserde de yazılmıştı ismi de felek-i azam yani büyük gezegen olarak geçmektedir. Kitaptan anladığımız bilgiye göre güneş sisteminde o döneme dek en büyük gezegen olarak tasvir edilmiştir. Teknoloji ve bilimin araştırma imkanları gelişince 1979’da en büyük uydusu Charon keşfedilince kütlesinin kabaca dünyanın %2si olarak ölçülmüş ve çapı da 2.376,6 kilometre olarak hesaplanmıştır.  Bizden 5,9 milyar kilometre uzaklıktaki Plüton’un karbon monoksit, metan, su ve Nitrojenden oluşan yüzey sıcaklığı ortalama -229 santigrat derecedir. Yörüngesi diğer ana gezegenler gibi elips olmadığından dolayı kimi zaman güneşe Neptün’den daha çok yaklaşır ve yüzeyde donmuş olan buzlar eriyerek ince bir atmosfer tabası oluşturur.
Plüton Kuiper kuşağında keşfedilen ilk gök cismi unvanı olma özelliğini taşır. Yörüngesi dış merkezli olduğundan dolayı kimi zaman güneşe Neptün’den daha fazla yaklaşır. İşte bu durumu avantaja çevirebilmek adına 2006 yılında NASA’nın gönderdiği New Horizons, Yeni Ufuklar adlı uzay aracı Plüton’u keşfetmek için yola çıktı tam 11 yıl 8 ay sonra 20 Eylül 2017 de Plüton’a en yakın konumunu aldı, o zamana dek Plüton’un bilinmeyen bir çok sırlarını ortaya çıkardı.

1977 yılında 2060 chiron adlı Kuiper nesnesinin keşfedilmesi ile Plüton’un gezegen statüsü tartışılmaya başlandı. 1990’lı ve 2000’li yıllarda kütlece en büyük cüce gezegen Eris’in keşfi Plüton’un ana gezegenlikten azledilmesine neden olmuştur. Eris, Makemake, Sedna ve diğer Kuiper objelerinin keşfiyle birlikte 2007 yılı uluslararası astronomi birliği Ceres, Eris ve diğer Kuiper objelerini Plüton benzeri cisimler, bir diğer ifade ile Cüce Gezegenler olarak sınıflandırmıştır. Bu sınıflandırma nedeniyle bazı ülkelerde çeşitli protestolar ve tepkiler meydana gelmiş hatta bir kısım bilim camiasında halen Plüton 9. gezegen olarak halen kabul edilmektedir.
5 adet uydusuyla birlikte 248 yılda bir tam turunu yapan bu gezegen şimdiye dek keşfedilmiş hacimce en büyük cüce gezegendir.

2002 ms4

18 Haziran 2002 yılında Chad Trujillo ve Michael Brown tarafından keşfedilen 934 km çapında ve güneşe 7 milyar kilometre uzaklıkta, yüzey sıcaklığı -230 derece olup küresel bir görünüme sahip 2002 ms4, 268 yılda bir güneş etrafındaki tam turunu yapar. Fiziksel yapısı hakkında çok az şey bilinmektedir

2007 or10 veya Gonggong

Güneş sisteminin en büyük beşinci cüce gezegeni olan Gonggong 1230 km çapıyla yaklaşık olarak Plüton’un uydusu Charon ile aynı büyüklükte yer alır. Muhtemelen yüzeyinde Tholins adı verilen organik bileşiklerin varlığı nedeniyle kırmızıdır. Su buzu da uzak geçmişte kriyovolkanik aktivitenin kısa bir döneminde var olduğuna dair izlere rastlanmıştır. 22 saat civarında bir dönme periyodu ile Gonggong, tipik olarak 12 saatten daha az periyotlara sahip olan diğer cüce gezegenlere kıyasla yavaşça döner. Bu yavaş dönmesini uydusu Xiangliu’nun gelgit etkisine borçludur. Tıpkı Plüton gibi güneşe yaklaştığı dönemlerde yüzeyde bulunan buzlar süblimleşerek ince metan bir atmosfer oluşturur. Güneşe 13 milyar kilometre uzaklıkta yer alır ve 1 yılı 553 dünya yılına eşittir. Adını Çin mitolojisinde yer alan su Tanrısı Gonggong’dan alır.


Salacia

850 kilometrelik çapıyla güneşten 6,7 milyar kilometre uzaklıkta bulunan Salacia 2004 yılında polomar gözlemevinde keşfedilmiştir. Yüzeyinde %5 civarında su buzu olduğu keşfedilmiş ve Actaea adında Bir adet uydusuyla birlikte güneş etrafındaki tam turunu 273 yılda tamamlar. Adını roma tanrıçasından almıştır.

Quaoar

4 Haziran 2002 yılında polomar gözlemevindeki Oschin Teleskobundan alınan görüntülerinden elde edilen veriler sonucu keşfedilmiştir. Adını Kızılderili mitolojisinden alır. 1121 kilometrelik çapıyla Plüton’un yaklaşık yarısı kadardır. Ortalama sıcaklığı -231 derece, güneşe olan uzaklığı 6,5 milyar km uzaklıkta ve bir yılı 288 dünya yılına denk gelmektedir. 2004 yılında incelenmesiyle yüzeyinde buz kristallerinin varlığı tahmin edilmektedir. Güneşten gelen bir ışık bu gezegene tam 5 saatte ancak ulaşır, eğer güneş birden yok olmuş olsaydı siz de Quaoar’ da yaşamış olsaydınız 5 saat sonra bu yok oluşu fark ederdiniz. Dairesel bir yörüngeye sahip olan gezegende 17 saatlik tam gün süresinde ortalama çalışma süresi de 4,5 saat olurdu.



Sonuç:

Makalede belirtmiş olduğumuz cüce gezegenlerin fiziki ve kimyasal yapıları, oluşumları ve hareketleri göz önüne alındığında dünya veya diğer büyük güneş sistemi gezegenleri ile kıyaslanamayacak ölçüde olduklarını görmekteyiz. Bir zamanlar dokuzuncu gezegen olarak kabul edilen ve Kuiper kuşağının en büyük gök cismi Plüton bile uydumuz Ay’dan daha küçüktür. Geçtiğimiz 10 yılda elde ettiğimiz tecrübeler doğrultusunda bu gök cisimlerinin çekirdeklerinin halen az da olsa aktif olduğunu gösteriyor. Tıpkı Ceres örneğinde olduğu gibi. Yüzeylerinde yer alan karbon, amonyak, su ve bazı minerallerin varlığı hem yaşam için uygun bir ortamın oluşturulabileceğini hem de gelecekte uzay madenciliği ve çok düşük bir ihtimal de olsa Dünyalaştırılabileceğinin sinyallerini veriyor.
Sonuç olarak bu tarz gök cisimleri tam bir gezegen formuna sahip olamayan, sıradan bir asteroid de kabul edilmeyen farklı bir sınıflandırma, Plütino, Plüton benzeri veya Cüce Gezegen olarak nitelendirilmektedir. Güneş sistemi keşfedildikçe ona bakış açımız da sürekli değişiyor. Kimilerine göre modern dokuzuncu Gezegen teorik olarak mümkünken kimi astronomlara göre ise tamamen safsatadan ibaret. Bilemeyiz….




Kaynaklar:

Not: sitelere erişim tarihleri: 19.04.2020
·         https://www.lunarplanner.com/asteroids-dwarfplanets/Varuna.html
·         https://se-database.fandom.com/wiki/Varuna
·         https://www.gnoxis.com/yunan-mitolojisinde-intikam-ve-cezalar-45930.html
·         Thomas Wm Hamilton, Dwarf Planets and Asteroids: Minor Bodies of the Solar System, S.55, Basım Tarihi: 2014 ABD/Huston
·         Yazar: H. Boehnhardt, S. Bagnulo, K. Muinonen, M. A. Barucci, L. Kolokolova, E. Dotto, and G. P. Tozzi: Surface characterization of 28978 Ixion (2001 KX76)
·         Yazar: Ludmilla Kolokolova, Polarimetry of Stars and Planetary Systems, Cambridge Üniversitesi, Amerika, 2015
·         https://www.evrensel.net/haber/148947/yeni-bir-gezegen-sedna?__cf_chl_jschl_tk__=31701693386b16b65fed1a26de35e5920200a705-1587215899-0-AZ3Bpptm3ARZC3pGVYHNuYhRiIudgJ_JgBEl_YiA-GrMHm9iRMPwaRMcIUcmI7H-OMV5X0lJ_Zc8oAcGYYpHznK_58tgqWOodaBgGISumBpCHgmlifV5ef5K7MYqEDNw0XIsyjtkIIYn_pGSUnhjy54Y7a4myt8cRmHqbSZaid0f49y4jT-LdvStCPzFQ2Bi--IpoqR7kAbKVR_UaMe4gc4gzY54Ik3y3QnJhqYUDJPvgB0of9bnBAskfY6Fo8lR5lYHMcu40IauEOuxlQrO9Kt3xZGOSH8QKw2M7TNfRepNvc-_SUYukuz5G9_Fw1T0LA
·         https://tr.wikipedia.org/wiki/Nept%C3%BCn
·         https://tr.wikipedia.org/wiki/Voyager_1
·         https://popsci.com.tr/9-gezegen-yolda/
·         http://arsiv.ntv.com.tr/news/261547.asp
·         https://www.ansiklodedi.com/cwiki/wiki/90482-Orcus
·         https://www.facebook.com/erdempetek/photos/haumea-dolunayi-sabian-sembolda%C4%9Fdan-gelen-%C3%B6%C4%9F%C3%BCtleri-dinleyen-kalabal%C4%B1klar-evlerin/547194248813165/
·         http://uzaykasifi.com/eris/
·         http://vizyon21y.com/documan/Genel_Konular/Bilim_Teknoloji/Astronomi_ve_Uzay/Gunes_Sistemi/Gezegenler_Olusumu_Cesitleri_Kayasal_Gezegenler.html
·         https://www.uzay.co/kuiper-kusagi-nedir/
·         https://www.nytimes.com/2016/07/14/science/astronomers-discover-new-likely-dwarf-planet.html
·         https://en.wikipedia.org/wiki/120347_Salacia
·         https://www.planetary.org/blogs/emily-lakdawalla/2012/06261021-salacia.html
·     Görsel kaynak: 
https://solarsystem.nasa.gov/system/internal_resources/details/original/3267_KBO-Paths_LegacyMissions2.jpg



Yorum Gönderme

0 Yorumlar