kuyruklu Yıldız Avcıları


Biz ki dolginüzzz’ ler yıldızların çocukları, kendimizi sizler için feda ettik, ey dünya halkı bilin ki her ne olursa olsun sizlerin yanınızdayız. 
 
Bilindiği üzere Likya gezegeni dünyadan yaklaşık bir milyar yıl daha yaşlı ve galaksi merkezine güneş sistemimizden biraz daha yakın. Haliyle mineral zenginliği bakımından bizden daha iyi. 
Bu yüzden gezegende yaşayan akıllı yaşam formlarının medeniyet açısından gelişmesi bizden daha erken bir döneme denk gelmiştir.  
Likyalılar gezegendeki bazı tarihi olayların ardından örneğin Rekinrözzzlerin dolginüzzz ırklarıyla kaynaşması sonrası birinci seviye teknoloji konumuna yükseldiler. Uzun yıllar bu konumda varlıklarını korudular, Siyasi ve sosyal açıdan Birçok kez büyük yıkımların eşiğinden dönüldü, tarihlerini derinden etkileyebilecek olaylar yaşandı. Neyse ki bir gün teknoloji de ikinci nesil medeniyet seviyesine kadar yükseldiler.  
Onların ikinci nesil medeniyet seviyelerine ulaştıkları yıllarda insanlık medeniyeti ilk defa göbekli tepeden göç ederek sömürgeci Anunaki ’lerin etkisi ile Mezopotamya bölgesinde Sümer medeniyetini meydana getirmişti. İlk yazı ilk araba burada icat edildi, yıldızlar incelendi, tarih kaydedilmeye başlandı insanlık taş, bakır, tunç ve demir devrinden ilk çağ tarihini başlattı. Anunaki milliyetçileri kendi gezegenlerini yeniden inşa edebilmek adına stratejik zorunluluktan ötürü samanyolunun dış bölümlerinde kolonileşme çalışmaları yapmaya başlamışlardı.  
Likyalılar ise bulundukları bölgede kendi varlıklarını ve zenginliklerini sürdürebilecek, karşılarında durabilecek önemli bir siyasi tehdit görmedikleri için nispeten güneş sistemine pek önem vermiyorlardı, onlara göre bu bölgede yaşayan insanların kendi geleceklerini inşa etmeleri gerekiyordu. Bunların yanında Likyalılar diğer uygarlıklara göre daha ılımlı bir dış politikaya sahiplerdi.  
Anunakiler, Likyalılar kadar müsamahalı ne de teknolojik seviye açısından onlara denk bir konumda değildi. Gezegenin çoğunluğunun bağlı kaldığı inanç sisteminden dolayı belli bölgeler dışında başka gezegenlerde yaşayamazlardı, ayrıca belli kütleye ulaşmış gezegenlerde daha da açıklamak gerekirse gaz devi gezegenlerde varlıklarını sürdürebilecek teknolojik imkanlara sahip değillerdi. Bulundukları bölge hem çoraktı hem de sınırlı sayıda ulaşabilecekleri mineraller de Likya ve diğer uzay topluluklarının kontrolüne girmişti.  
Aşırı katı ve milliyetçi bir ideolojiye sahip olduklarından dolayı Likya ve diğer uygarlıklarla sağlıklı bir diyalog kuramadıkları için çoğu kez gelişmeleri, yayılmaları başka medeniyetler tarafından istenmiyordu. Likyalılarla çoğu kez Anunakiler ile uzayda karşı karşıya gelmiş birçok defa Likyalılar kendilerine yetebilecek kaynakları belli miktarda temin etmesine izin vermişti. Ne onların tamamen yok olmasına göz yumabilir ne de gelişmelerine müsamaha gösterebilirlerdi.  
Bahsettiğimiz gibi Likeller yani Likya uygarlığı nadir durumlarda galaksinin dış bölgelerinde koloni ve yerleşim amaçlı çeşitli keşif çalışmaları yapıyorlardı, dünya tarihi ile yaklaşık 5500 yıl önce güneş sisteminde kendilerine uygun bir gezegen olan Mars gezegeninde koloni kurmak amacıyla yerleşim alanları inşa ettiler. 500 yıla yakın kızıl gezegende varlıklarını sürdürdüler.  
Anunakiler birçok kez Likyalılar ile savaştıklarından dolayı marstaki koloni çalışmalarından rahatsızlık duymaktaydılar. Likyalılarda Anunakiler’ in insan medeniyetini tamamen sömürmesine karşı olduklarından dolayı dünyadaki bazı insan ırkını marsta çeşitli alanlarda yetiştirmeye başladılar, Likyalıların yardımı sayesinde gelişen bu insanlar dünyaya geri döndürüldü ve bu günkü bildiğimiz Atlantik ardından sulara gömülen Mu kıtasını tekrar yüzeye çıkararak diğer insanlara göre gelişmiş bir medeniyet kurdular.  
Atlantik ve yeni Mu insanları kendilerini sömüren Anunakiler karşı diğer insanları da örgütleyerek isyan başlattılar. İsyan karşısında büyük bir direniş başlatan Anunakiler kanlı bir savaş ile mu kıtasını tekrar suların dibine gömdü, kurtulan Atlantik insanları tekrar Likel kuvvetlerinin yardımı ile kendilerini kısa zamanda toparlamayı başardılar, düşman kuvvetlerinin ezici gücünün farkında olan Mars Likel kolonisi gerekli yardımı Likya yönetiminden alamayınca da dünyayı kurtarmak adına kendi kolonilerini feda etme kararı verdiler.  
Savaş ortamını marsa kaydırmayı başardılar Atlantis kuvvetleriyle beraber marsta Anunakiler’ in savaşı kaybetmesini, siyasi olarak iç savaşa sürüklenmesini sağladılar. 
Anunakiler savaşı kaybettiler fakat müttefik kuvvetleri ciddi bir sorun ile karşı karşıya geldiler. Marstaki kolonileri neredeyse tamamen yok olmuştu, geride kalan birkaç Likya aracı da Mars yüzeyinde kaybolmuştu bir daha onlarla iletişim kurabilmek çok zordu.  
Likya yönetimi dünya tarihi ile Milattan önce 2000 yılında maliyeti yüksek, kendilerine sağlayacak katkıları düşük olacağından dolayı bunların yanında artık ikinci seviye medeniyet konumunda oldukları için Mars programını bitirmeye savaştan kurtulan ya da can veren vatandaşlarını bu gezegenden götürme kararı aldı.  
Geride kalan aletler, gemi ve silah yığınları mars toprağının altına gömülerek öylece bırakıldı.  
Eğer Marstaki Likyalılar dünyalılara yardım etmeseydiler insanlık tarihi bugün bambaşka bir konumda olabilirdi, belki hiç olmayabilirdik de.  
O tarihten itibaren güneş sisteminde bir daha asla koloni kurulmadı ne Anunakiler ne de Likyalılar dünyaya uğramadılar.  
Biz dünyalılar tarihinde ise bildiğimiz üzere çeşitli savaşlar ve yıkımlar yaşandı, Atlantik devleti kendi içerisinde siyasi olarak bölündü dünyanın farklı bölgelerine yayıldı bu bölgelerde yaşanan felaketlerin neticesinde yeryüzünde kıtlık ve sefalet yaşandı, yaşama tutunmayı başaran insanlar medeniyetlerini tekrar baştan inşa etmek zorunda kaldılar. İşte günümüz tarihi devirleri de o günlerden sonra şekillenmeye başladı.  
Bildiğiniz üzere yaklaşık 200 yıl önce sanayi devrinin başlaması insanların teknolojik açıdan tekrar ilerlemesini sağladı, kendi aramızda savaşsak da bilime ve düşünceye önem veren nesiller yetiştirdik. 1950’den sonraki soğuk savaş yılları boyunca uzay teknolojisinde daha önce hiç olmadığı kadar ilerleme yaşadık, başta Amerika, Rusya olmak üzere birçok devlet uzay alanında yatırımlar yaptılar. 2000 yıllarına geldiğimizde dünyadaki kaynak yetersizliği, küresel ısınma ve birçok nedenlerden dolayı güneş sisteminde başka gezegenlerde yaşama olanak sağlayabilen izleri aradılar, bunların içerisinden hepimizin bildiği Mars yaşam için en elverişli gezegen olarak görünüyordu, haliyle oraya gönderdiğimiz onlarca keşif aracından sonra 2030 Mars görevleri başladı, insanlık aşama aşama marsta koloni inşa ettiler, marsta ilk insanlı yerleşim kuruldu, dünyadan bağımsız toprak işlenerek kendi kendine yetebilecek  yaşama uygun ortam sağlandı.  
2050 yılında yüzeyde araştırma yapan astronomlar yer altından ve mağaralarda dünya dışı farklı yaşam formlarına ait organik izlere rastladı, verileri daha ayrıntılı inceleme adına dünyadan getirilen arkeologlar görevlendirildi. Araştırmanın ilerleyen safhasında insanlıktan farklı medeniyetlerin var olabileceği bulgulara rastlandı, çeşitli tabletler, kesici aletler hatta uzay gemilerine benzeyen harabeye dönmüş devasa yapılar keşfedildi. 2075 yılında neredeyse hiç bozulmamış çalışmaya hazır bir uzay aracı keşfedildi. Barındırdığı aletler, kontrol ünitesi, bakım, onarım imkanlarını anlatan biri dünya dilinde hazırlanmış tarihi belgelere rastlandı. Bu olay Uzun yıllar gündemden düşmeyen konu haline geldi, acaba şimdilik öyle yorumladığımız, keşfedilen Mars medeniyeti ileri gelişmiş bir uygarlık mıydı yoksa tarihte dünya efsanelerinde geçen gelişmiş insanların varlığına işaret olabiliriydi. Araştırmalar, sorular hiç bitmedi, keşfedilen araç yıllarca incelendi, tersine mühendislik ile bazı parçaları üretildi, 40 yıl boyunca çalışma mekanizması aktif hale getirilmeye çalışıldı.  
 Marsta insan yerleşimi konusuna tekrar gelecek olursak Endüstri 5.0, üç boyutlu yazıcılar, yapay zekâ teknolojileri sayesinde marsta ilk yerleşimden 100 yıl gibi kısa bir sürede ilk şehir seviyesinde büyüme gerçekleştirildi. İlk Mars şehri kuruldu.  
Dünya insanları gerek Ortadoğu, uzak doğu Asya, Avrupa ve güney Amerika siyasi çekişmeleri neticesinde kendilerini büyük bir savaşın içerisinde buldu. Hepsi bir yana sosyal ve ekonomik sorunlar da dünyanın en zayıf karnı sayılabilirdi. Bu sorunlardan kurtulmak için kaçan vatandaşlar daha mutlu, huzurlu bir yaşam umudu ile Mars’a yerleştiler.  
Gittikçe artan göç dalgası karşısında yetersiz kalan Mars şehri gezegen oluşan düzensizliğin önüne geçebilmek adına dünyadan ekonomik, teknolojik destek istedi, dünya yönetimleri içinde bulundukları sıkıntıları sebep göstererek marsa yeterli yardımı yapmadı, birçok kez talepler ya reddedildi ya da istediklerinin yarısı kendilerine gönderildi.  
Kızıl gezegen dünyanın sorumsuz politikaları neticesinde kendi bağımsızlığını ilan etti.  
Yeni kurulan bu ilk Mars şehir devleti gezegende daha fazla alana yayılabilmek, sorunları çözebilmek adına yüzeyde birçok bölgede kaynak arama faaliyetlerinde bulundular, yeni araçlar inşa ederek uzayda su, tuz, metan ve karbon gibi hayati mineralleri araştırmaya başladılar.  
 
   
 
Yıl 2134 yörüngede Marsın ilk Uzay Üssü Başkanı Stephan, Sirius1 adlı araştırma ve keşif gemisi Kaptanı Sonay, Koloni Başkanı Mark, Teknisyen Hero ve Astrofizikçi Henry. 
Önderliğinde bir toplantı gerçekleştirildi:  
  “Bir yolu olmalı bunun, bir yolu.”  
 Orta boylu, sarışın, mavi gözlü, başında saç kalmamış ve ciddi bir görünüşü olan başkan toplantı salonunda bir oraya bir buraya gidip gelirken bir an duraklayarak pencereden gökyüzüne bakmaya başladı: 
  Bu sırada katılımcılar yerlerini almış, toplantının başlamasını bekliyorlardı. 
  Seyrek, kahverengi saçlarını okşayan Henry: 
  “Biz hazırız Sayın Başkan! Dedi. 
 Sanki trans halinde olan başkan, bulunduğu âlemden koparak masanın başına geçti ve koltuğuna oturdu. 
 “Arkadaşlar, bir çözüm yolu bulamazsak yandık demektir. Yüz yıllık emek boşa gidecek. Dedi ve bir umut ışığı ararcasına karşısındakilerin gözlerine bakmaya başladı. Herkes önünde bir ajanda, elinde bir kalem bir şeyler karalayıp duruyordu. Fakat beklenen cevap bir türlü gelmiyor, ortam gergin bir hal alıyordu. 
  “Bir düşüncesi olan yok mu?” 
  “Sayın Başkan, dünyadan getirmeyi denesek! Dedi Henry.” 
  “Bu çok pahalıya mal olur.” 
 Mark: “Neden pahalı olsun? Söz konusu buradaki varlığımız.” diye itiraz etti.  Sonay “Evet, başkan bence de haklı. Çok pahalıya mal olur, başka bir çözüm bulmalıyız.” 
  Uzay Üssü Başkanı Stephan: “Evet, ama nasıl?” diye üsteledi. Yeniden başlar öne düştü. 
Çetin bir zihin mücadelesi başladı. 
“Eureka! Eureka!  Sayın başkan!”  
  “Nedir bulduğun Hero?” 
  “Kuyruklu Yıldız”  
  “Anlat detaylarını.”  
Hero: “Halley kuyruklu yıldızı bir aya kalmaz Mars yakınlarından geçecek. Halley’in su buzu olan kısmından bir parçayı kesip Mars’a indirebiliriz.” 
 Hero’nun bu sözlerini duyan Başkan, sanki kendisiyle alay ediliyormuş gibi yüzünü buruşturdu ve elini saçsız başının üzerinde gezdirdi: 
“Olacak şey mi Halley’in buzunun Mars’a indirilmesi?” dedi ve başını bir oyana bir bu yana sallayarak masadan kalktı, pencereden uzaklara doğru baktı ve huzursuz bir şekilde koltuğuna oturdu.  
Sonay: “mürettebatım ve ben bu işe talibiz Sayın Başkan!” 
  “Bu riski göze alamam Kaptan.” 
 “Teorik olarak bu mümkün efendim. Kuyruklu yıldızla aynı istikamette giderken buzlu kısmını kesip, ayrılan parçayı kapana koyarak Mars atmosferine götürebiliriz. Fakat atmosferden Mars’a indirmek başlı başına bir sorun. Bu sorunu nasıl çözebiliriz bunu bilemem. Bütün sorumluluğu üzerime alıyorum. Göreceksiniz. Başarılı bir operasyon olacak.”  
Hero: “Mars yörüngesine gelen buzun Mars’a indirilmesi sanıldığı kadar zor değildir. Önemli olan buzun Mars’ta ineceği yerin belirlenmesi ve suyun muhafazası için gerekli önlemlerin de alınmasıdır.” 
Stephan söze karıştı: 
“Mars atmosferi ince olduğu için fazla sürtünme olmaz. Bu nedenle atmosferden iniş sırasında firen roketleri ve balon kullanmalıyız. Buzu dağılmadan Mars’a indirmeliyiz.” 
Başkan: “Buzu nereye indirmeliyiz peki?” “Victoria Çukuru uygundur bence.” dedi Hero. 
Salonda: “Bizce de uygundur! Sözleri yankılandı.  
  “Başka çaremiz yok, bir deneyelim bakalım.” dedi Başkan. 
    
 
  Üsten havalanan Şahin 3, Sonay ve ekibini Mars Uzay İstasyonundaki Sirius 1 keşif ve araştırma gemisine götürdü. Kaptan Sonay: 
 “Yeni görev için hazırlıklar başlasın. Kırk sekiz saat sonra hareket edeceğiz. Hero, teleskoplar hazırlandı mı? Teknik ekip buz kapanı üzerinde çalışmaya başlasın. Fren roketleri çalışır duruma getirilsin. Lazerler ve diğer ekipmanlar gözden geçirilsin Hiçbir eksik kalmasın!” 
  “Emredersiniz Kaptan! Teleskoplar hazır. Tarama işi başladı bile.” 
 Gemi personeli yeni görev için titiz bir şekilde çalışmaya başladı. En ufak bir ayrıntı bile gözden kaçırılmıyordu. Hero kaptanın yanına giderek: 
  “Tüm hazırlıklar tamamlandı efendim. Dedi. 
  Kaptan: “On dakika sonra hareket edeceğiz.” dedi ve odadan ayrıldı. 
 “Ben Sirius 1 Kaptanı Sonay. Yörüngeden ayrıldık. Ana Asteroit kuşağına doğru hareket halindeyiz.” 
  “Anlaşıldı Sirius 1. Takipteyiz.” 
  “Anlaşıldı efendim” 
“Henry, rapor istiyorum!” 
  “50 bin kilometrekarede hedefe rastlanmadı Kaptan.” 
  “Anlaşıldı, uçuşa devam.” 
 Mars yörüngesinden yola çıkan Sirius 1 asteroit kuşağına doğru yol alırken Kuıper kuşağından gelen Halley kuyruklu yıldızı sırasıyla Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter gezenlerini ardında bırakarak asteroit kuşağını da geçmiş Mars doğrultusunda ilerliyordu. Sirius 1 ve mürettebatı teyakkuz halinde Halley’in menzile girmesini bekliyordu. Hesaplamalarına göre şu anda Halley ile Sirius 1’in karşılaşması bir saat içinde gerçekleşecekti. Aradan on dakika geçmişti ki Henry: 
  “Kaptan, Kaptan! Halley göründü.” 
  “Hız durumunu bildirin ve görüntüyü ekrana aktarın.” 
  “Anlaşıldı efendim.” 
  “Saatte 150 bin kilometre hızla geliyor. Hızı gittikçe artıyor.”    Kaptan ekranda Halley kuyruklu yıldızını dikkatle inceledi.  
 “Çok büyük, çok büyük! Saçakları geniş bir alana yayılmış. Yanına yaklaşmak olanaksız.” 
  “Henry, Hero, hemen buraya gelin!” 
  Yuvarlak bir masa etrafında toplandılar. Sonay’ın endişesi yüzünden okunuyordu.  “Bu kadar büyük ve saçakları etrafa yayılmış, hızla yol alan bu yıldızdan buz almamız kendimizi bilerek ateşe atmaktır. Başka bir çare düşünmeliyiz.” 
  “Bu kadar tehlikeli olabileceğini hiç düşünmemiştim.” dedi Hero. 
  Henry: “Biraz sabredersek başka kuyruklu yıldızlarla da karşılaşırız. Dedi. 
 “Araştırmamıza devam edeceğiz. Su buzu çok olan bir kuyruklu yıldız bulduğumuzda da harekete geçeriz. Dedi Sonay. Herkes yerlerine oturdu. 
  Aradan altı saat geçti. Teleskopla gökyüzünü tarayan Henry: 
  “Bir tane daha geliyor, fiziksel yapısını inceleyelim! Hııımm! Kaptanı bağlayın hemen.” 
  “Bağlandı efendim.” 
 “Kaptan, su buzu oranı yüksek bir kuyruklu yıldız geliyor, riski de daha az. Ekranınıza yansıtıyorum.”. 
  Sonay dikkatle inceledi: 
  “Bunu yakalayabiliriz işte!” 
 Kaptan emir verdi. Mekik hazırlandı. Kuyruklu yıldıza beş kilometre kalmıştı ki bu sırada yabancı bir gemi göründü ve kuyruklu yıldızı içine alıverdi. 
  “Vay canına, inanılır gibi değil!” 
“Teknolojileri bizden çok ileride, hızları çok yüksek, uzaydaki hareket kabiliyetleri de çok çok iyi! Dedi Henry. 
  Yabancı gemi bir anda gözden kayboldu. 
  Mekik bir kere daha ana gemiye eli boş döndü. Yeniden başladılar gökyüzünü taramaya. Aradan yirmi dört saat geçmemişti ki bir kuyruklu yıldız daha göründü. 
 Henry: “Biraz daha yaklaşalım, dikkatle inceleyeyim şunu. Evet, evet! Bu tam da aradığımız özellikte.” 
  Hero: “Kuyruklu diyorsun ama hani bunun kuyruğu?” diye söze karıştı. 
 “Bu tür küçük kuyruklu yıldızlarda kuyruk ya çok kısa olur ya da hiç bulunmaz. Buz durumunu biraz daha yakından inceleyelim. Yakınlaştırın görüntüyü. Hero, analiz sonuçlarını istiyorum.” 
 “Henry! Analiz sonuçları uygun, su buzundan oluşan bir kuyruklu yıldız bu. Haydi mekiğe!” 
 Mekik Mars yönünde ilerleyen kuyruklu yıldızın üzerine kondu. Yörünge düzenleyicisi ile firen roketleri ve balonlar dikkatle asteroite yerleştirildi. Asteroit ana gemiden kumanda ile önce Mars yörüngesine sonra da Mars’a indirilecek böylece su sorunu çözülecekti. 
 Ana gemiye döndüler. Kumanda edilen asteroitin Mars istikametinde ilerlerken başka bir yöne saptığını gördüler. Kontrolden çıkan asteroit büyük bir hızla Mars yörüngesindeki uzay istasyonuna doğru ilerliyordu. İstasyonla iletişime geçildi. 
  Kaptan Sonay istasyon şefiyle bağlantı kurdu. 
  “Asteroitin kontrolünü kaybettik. Hızla üzerinize doğru geliyor.” dedi Sonay. 
 İstasyon şefi Jack telaşlı bir şekilde: “Kırmızı alarm, kırmızı alarm!” dedi ve Kaptan Sonay’a seslendi: 
  “Kaptan, tahmini çarpışma zamanı nedir? Tehlikeyi önleyebilecek misiniz?” 
  “Tahmini çarpışma zamanı yirmi dakika. Uzman ekip şu anda asteroit üzerinde efendim. 
Arızayı gidermeye çalışıyorlar. Mümkünse yörüngedeki yerinizi değiştirin.” 
  “Bu imkânsız, süre çok az. Ne gerekiyorsa yapın!” 
“Henry, Hero! Kesin emirdir. Arıza giderilmeden asteroit terk edilmeyecek. 
Yörüngedeki varlığımız size bağlı.” 
  “Anlaşıldı Kaptan! Sorunu çözmeye çalışıyoruz.” 
 Zaman gittikçe daralıyor ve Mars Uzay İstasyonu’na doğru giden asteroit bir türlü durdurulamıyordu. 
  “Haydi, Hero, çalıştır şu aleti! Zamanımız kalmadı. Her şey bize bağlı.” 
  “Çarpışma zamanı on dakika.” 
  “Olmuyor, olmuyor. Bir türlü çalışmıyor. Ne yaptımsa boş!” 
  “Haydi, çocuklar, güveniyoruz size!” 
Uzay istasyonu ve keşif gemisindeki tüm personelin gözü kulağı gelecek haberdeydi. Koyu bir sessizlik yiyip bitiriyordu herkesi. Eli kolu bağlı durmak yaklaşan ölüm karşısında hiçbir şey yapamamak… Tam bu sırada:  “Çarpışma zamanı 5 dakika” 
  “Haydi, haydi, haydi, çalış artık!” 
  “Çarpışma zamanı bir dakika”  Tüm ümitlerin tükendiği an: 
  “Başardım, başardık Henry! Hemen çevir şu asteroitin yönünü.”  Henry elindeki kontrol kumandasına bastı: 
  “Kahretsin çalışmıyor bu, bu kadar da olmaz!” 
  Var gücüyle tekrar tekrar kumandaya basmaya başladı.  
Çarpışma zamanı 42 saniye  
“Asla bir sonuç çıkmayacak gibi aman Allah’ım lütfen yardım et” 
Çarpışma zamanı 30 saniye  
Bir anda az önce gördükleri yabancı gemi tekrar beliriverdi ve asteroidin yörünge düzlemini 
180 derece kaydırdı, Mars gözlem istasyonu küçük hasarla facianın eşiğinden döndü. Tanımlanamayan gemi yüzeye inerek önceden tespit edilen noktaya taşıdığı buz kütlesini yerleştirdi. Yaklaşık bir saat sonra gözlem istasyonuna iniş yaptı. Yer istasyonundaki herkes hayranlıkla geminin inişini izlediler.  
Mars yörüngesine yaklaşan Sirius 1 keşif gemisi 5 dakika içerisinde istasyona iniş yaptı.  
İki gemi karşı karşıya konumlandırıldı.  
Yabancı geminin kapıları açıldı 4 kişilik insan marsa ayak bastı,  
Henry “evet bunlar bizim adamlar, gemiyi çalıştırmayı başarmışlar bravo” dedi.  
Daha önce bahsettiğimiz Yaklaşık 60 yıl önce keşfedilen uzay gemisi Mars ekibi tarafından başarılı bir şekilde çalıştırıldı.  
Mars insanlarının devri başlamış oldu. Zamanla tüm bölgeler dünyalaştırıldı yüzeyde koruyucu giysiler olmadan yaşamlar sürdürüldü.   
 
Kuyruklu yıldız avcıları adlı hikayemiz buraya kadar , 2050’de başlayan ve uzun yıllar devam eden Likya izlerine dair ayrıntılı yazılarımızı Marsa Giden Öncüler adlı roman çalışmasında sizlere sunacağız, ne zaman biter bilemem lakin merakla beklediğinizi umuyorum     
 
 
 
 
 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar